KENDİNİ DEĞERSİZ HİSSEDEN ÇOCUK ‘NEFRET’E SAPLANIYOR

İnsanın his dünyasında doğuştan olan bazı duygular var. Korku, üzüntü, mutluluk, şaşkınlık, öfke, endişe… Ancak nefret, kin, intikam gibi hisler çocuklarda zamanla ve bazı yanlış tutumlar neticesinde ortaya çıkıyor.

Her insan çocukluk dönemi de dâhil olmak üzere birey olmaya ihtiyaç duyar. Yani ebeveyn ya da sosyal çevresi kararlarına saygı duysun, kendisini ilgilendiren konularda fikri sorulsun ve değerli olduğu hissettirilsin ister. Bunların sağlanması sağlıklı bir kişilik yapılanmasının temelini oluşturur. Örneğin çocuğu ilgilendiren konularda çocuğun yerine karar verme (ne giyeceğine, ne yiyeceğine), çocuğun isteklerini önemsemeyip onun yerine kendi doğrularının diretilmesi (futbol kursuna gitmek isteyen çocuğun enstrüman kursuna gönderilmesi) gibi davranışlar çocuğun kişiliğine saygı duymamak anlamına geliyor. Benliğine ve varlığına saygı duyulmayan çocuk ‘kendi olma’ özgürlüğünü yitirdiği için savunma mekanizması onu korumak üzere öfke ve nefret duygusunu ortaya çıkarır. ‘Çünkü aslında öfke ve nefret kabullenmenin tam tersidir.’ diyen psikolog Hilal Arslan, çocuğun nefret ederek kendisine yapılanları kabul etmediğini, kendisinin değerli olduğunu hem kendisine hem de çevresine anlatmaya çalıştığını söylüyor. Çocuğun durumu kabul etmeyip bu şekilde tepki vermesi onun kişilik gelişimi açısından olumlu bir gelişme olduğunu belirten uzman psikolog, “Buradaki nefret ‘ben de varım’ demektir, çocuğun kendisine olan saygısını koruması amacına hizmet eder. Çocuğun birey olmasına müsaade edilirse nefret ortadan kalkar.” diyor.

Çocuk, Öfke ve Nefrete Sığınarak Kendi Benliğini Korumaya Çalışır

Küçük yaşta, hem bedenen hem ruhen en savunmasız zamanlarda çocukların ebeveynleri, çevresi tarafından sözel ve duygusal şiddete maruz bırakılmasının çocukta olumsuz duygulanımlara neden olabileceğini söyleyen Arslan, ihmal ile çocuğa varlığının fark edilmediği, görünmez olduğu hissi yaşatacağını belirtiyor. Arslan sözlerine şöyle devam ediyor: “Bu bazen yalnızca duygusal anlamda ihtiyaçlarının karşılanmaması (saçını okşamama, sarılıp öpmeme, okuluyla ya da diğer ihtiyaçları ile ilgilenmeme), bazen de fiziksel ihtiyaçlarının da (yeme, içme, barınma, okul ihtiyaçları, vb. gibi) karşılanmaması şeklinde olabilir. Bu öfkeye ne nefrete kapı açan bir yetiştirme tutumudur. Duygusal ve sözel şiddette ise aşağılama, hakaret etme, küçümseme, azarlama, gereksiz ve ağır cezalar verme, değersizlik hissettirme, bağırma gibi davranışlar vardır. Bu davranışlar çocuğun kişiliğine yönelik olduğundan derin bir yere dokunur. Çocuk ya bunları kabullenerek kendine duyduğu saygıyı yitirir ve ömrünü kendini değersiz, sevilmeye layık olmadığı ve yetersiz olduğu hissi ile boğuşarak geçirir ya da öfke ve nefrete sığınarak kendi benliğini korumaya çalışır.”

eğitim danışmanı

site yöneticisi

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın