MASAL DİNLEYEREK BÜYÜYEN ÇOCUKLAR KENDİLERİNİ DAHA GÜZEL İFADE EDİYOR

Bir yaz günü Pamukkale’den Marmaris’e gidiyordum. 8–10 yaşlarında bir kız çocuğu annesi ile babasının arasına sıkışmıştı. “Sen gel benim yanıma otur!” dedim. Geldi, tanıştık. Adı Ayşe. Davranışları rahat, Türkçesi düzgün, iyi bir sohbet arkadaşıydı: “Masal bilir misin sen Ayşe?” diye sordum. “Bilirim,” dedi. “Haydi, anlat bir tane!” dedim. Benim yazdığım, “Keloğlan ile Kartal Abi” adlı kitaptaki ilk masaldan başladı, kitabı sonuna kadar anlattı. Bazı bölümlerini değiştirdi. “Ama orası öyle değil.” diye itiraz edecek olduğumda kendinden emin: “Ama ben böyle seviyorum. Böyle daha güzel oluyor!” dedi. Çocuk, masala tıpkı bir masalcı gibi kendi stilini, kendi anlatımını katıyordu. Çok etkilenmiştim.

Üstelik o yıllarda benim bu kitabım Türkiye’de yayınlanmamıştı. Merak edip bu kitabı nereden bulduğunu sordum: “Almanya’dan” dedi. Almanya’daki çocuklarımızın çok azının başardığı Türkçeyi aksansız konuşuyordu. Vurguları yerinde kullanıyor, kelime bulmakta zorlanmıyordu. “Bir de Almancasını anlat” dedim, aynı rahatlıkla aksansız anlatmaya başladı.

“Devamını da ben anlatayım mı?” diye sordum. “Tabii!” dedi, ikinci kitabı da ben anlatınca şaşırarak:

“Sen nereden biliyorsun?” diye sordu.

Sürücü ve yanda oturan komşular bizi zevkle dinliyorlardı. Birçok konuda görüşü vardı Ayşe’nin. Kültürlü, kimlikli ve kişilikliydi. Mola yerine gelince, “Haydi bir şey içelim.” dedim, aşağı indik. Beni ailesiyle tanıştırmak istiyordu. Daha yüz yüze gelir gelmez anne ile baba saygıyla koluma girdiler:

“Abi bu ne güzel rastlantı! Sen misin diye bakıp duruyorduk” dediler.

“Bu çocuğu ne kadar güzel yetiştirmişsiniz, kutlarım sizi.”

Annesi: “1990’lı yılların başında Münster’de, ‘Çocuklara masallar neden gereklidir?’ konulu bir seminer yapmıştınız” dedi. “O zaman bu çocuğa hamileydim. Anlattıklarınızı uygulayarak büyüttük. Böyle dilli düdük oldu işte!”

O anda hayatımın en büyük ödülünü almış gibiydim. Çok duygulanmış ve mutlu olmuştum. Anne, o yıllarda sorduğu soruyu bir daha sordu: “Anlattıklarınızın kitabını yazdınız mı? Hani söz vermiştiniz” dedi.

“Benim anlattıklarım da uzmanlardan okuduklarım.” diyordum. “1978 yılından başlayarak Torontolu Dr. De Car bir grup hamile anneyle bir deney yapmış. Bebekler anne karnında 4 aylık olup kıpırdamaya başlayınca onlara anne karnında rahatlatıcı müzikler dinletmiş, ninniler söyletmiş, masallar anlattırmış. Çocuklar okula başlayıncaya dek bu yöntemi sürdürmüşler, anneler bu çalışmayı oyuncak ve oyunlarla desteklemiş. Bugün o çocuklar üç dört dille konuşuyorlar, aile ve iş hayatında çok başarılılar. Ben de bu yöntemi öneriyordum hep.” Çocuklar ile anne babalar birlikte okusun. Aralarında samimi bir anı doğsun… Masalınız, hikayeniz bol olsun, aklınız, hep doğru yolu bulsun.

eğitim danışmanı

site yöneticisi

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın